Αρχική » International News » Gümülcine Otorite Karşıtı Hareketi: ERDOĞAN’IN FAŞİST YÖNETİMİNE KARŞI MÜCADELE

Gümülcine Otorite Karşıtı Hareketi: ERDOĞAN’IN FAŞİST YÖNETİMİNE KARŞI MÜCADELE

15 Temmuz 2016’da, komşu ülke Türkiye’de başarısız bir darbe girişimi gerçekleşti. Bu girişim sonrası Erdoğan hükümeti olağanüstü hal (OHAL) ilan etti ki, bu sayede kendisinin sultanlaşmasına karşı çıkan herkes tehlikeli adledilip eşi benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kalıyor. Darbe girişiminin ertesinde başlayan kovuşturmalar süreci, sınır tanımıyor ve sürekli genişliyor. Binlerce kamu personeli ve eğitimci işlerinden uzaklaştırılırken, tutuklamaların sayısı da oldukça yüklü. Neredeyse tüm muhalif yayın organları kapatılırken, sosyal medya araçlarının da kapatılması için girişimlerde bulunuldu. Polisin ve ordunun Türkiye ve Kürdistan’daki operasyonları ve gerçekleşen tutuklamalar artık gündelik olmuş vaziyette. Tutuklanan binlerce insanın arasında, Kürt partisinin milletvekillerinin de olduğunu vurgulamakta fayda var. Ayrıca bundan birkaç ay önce, Erdoğan’ın yetkilerinin artırılmasının oylandığı bir referandum gerçekleşti ve sandıktan olumlu cevap çıkmasıyla Sultan’ın faşist taktiklerini demokratik örtü ile süsledi.

Bu durum dolayısıyla son zamanlarda gerçekleşen açlık grevlerinin sayısı da oldukça büyük olmakla birlikte, bunlardan bir çoğu sınır noktaya ulaşmış durumda. İşinden atılan eğitimcilerden biri de Nuriye Gülmen, ki son üç ay içerisinde, işten atılmasına ve Türkiye’de hakim olan duruma karşı gerçekleştirdiği protestolar sonrasında 99 kez tutuklandı. Böylelikle her gün şehir meydanına elinde hükümetin söz konusu taktiklerini protesto eden kelimelerin yazılı olduğu bir pankartla çıkıyordu. Ancak sürekli tutuklamalara rağmen söz konusu eğitimci, işinden atılmış bir diğer eğitimci Semih Özakça ile birlikte mücadelesini sürdürerek açlık grevine başladı. Açlık grevlerinin 76. gününde iki eğitimci, Terörle Mücadele ekipleri tarafından tutuklanarak hapse atıldılar; ki açlık grevleri bugüne değin sürmekte. Bu iki kişinin tutuklanması, savcılık kararına göre, Gezi olaylarına ve 2010’daki TEKEL direnişine katılmak sebebiyle gerçekleştirilmiş. Bu olay, devletin istenmeyen toplumsal direnişleri ‘önlemek’ için, herhangi bir mücadele çeşidinin nasıl sınırlandırılacağını göstermek için, “barış”ı sağlamak adına en doğal taleplerin ve hakların nasıl korku salarak cezalandırılabileceğini göstermek için uyguladığı bir baskıdır.

Bir diğer olay ise, Kürt cephesinde ölen 11 gerilladan biri olan oğlunun kemiklerinin kendisine iade edilmesi için 83 gün açlık grevi yapan 70 yaşındaki babanın durumudur. Bu adam, en doğal hakkı olan oğlunu gömme hakkını talep ettiği için, Türkiye’nin bir parkında açlık grevi yapmak ve kamusal alanı işgal etmekten 18.000 TL para cezasına çarptırıldı. Birçok açlık grevi örneğinde devlet, mücadelecilerin taleplerini geri çekmeleri için en uç şiddet metodlarını kullanmaktan çekinmedi, zorunlu beslemeye kadar. Açlık grevi, devlete karşı talebin en üst düzey aracı olmakla birlikte, aynı zamanda mücadelecilerin son çözümüdür; ve devlet yetkililerince böyle bir girişim engellendiğinde, sokak hareketinin acil müdahalesi gerekmektedir.
Günlük bazda bir çok örnekte görüyoruz ki, devletler ve hükümetler, mücadelenin her çeşidini sınırlamak ve ablukaya almak için müthiş bir takıntı içinde. Ve bunu devrimci halkları lekeleyerek, -rejim yanlısı olan veya olmayan- medyayı sansürleyerek, hakim politikalara karşı direnen mücadelecileri kovuşturarak ve tutuklarayarak, her türlü ifade özgürlüğünü sınırlayarak yapıyor. Erdoğan’ın faşist rejiminin yıllardır uyguladığı baskı ve yanıltma politikaları, milliyetçi algılar ve kin retoriği oluşturduğu gibi, toplumun Rojava’daki Kürt gerillaları gibi devrimci hareketlerden ilham almasını engelliyor.

Türkiye örneğinde olduğu gibi, faşizm ve toplumsal kanibalizm gündelik olunca, isyan tek yol oluyor. Türk halkı 2013’te doğanın talanı ve AVM’lere karşı Gezi Parkı’nda sergilediği direnişte de olduğu gibi, hayatını kendi ellerine almak için direnebileceğini gösterdi. Erdoğan’ın kokuşmuş rejimine karşı sınır ve milliyet tanımayan dayanışma değerini sunmaya, Türk ve Kürt mücadelecilerin yalnız olmadıklarını haykırmaya çağrılıyoruz. Onların yanlarındayız. Sonsuz dayanışma ve ortak talepler doğrultusunda ortak mücadele mesajlarımızı iletiyoruz.

NURİYE GÜLMAN VE SEMİH ÖZAKÇA’NIN TALEPLERİ ACİLEN YERİNE GETİRİLSİN

YUNANİSTAN, TÜRKİYE VE BULGARİSTAN’DA, DÜŞMANLAR BANKALAR VE BAKANLIKLARDA

HİÇBİR MÜCADELECİ DEVLETİN ELİNE YALNIZ BIRAKILMAMALI

MÜCADELECİ TÜRK VE KÜRT HALKLARIYLA DAYANIŞMA

Gümülcine Otorite Karşıtı Hareketi

Δείτε επίσης

Déclaration d’un anarchiste inculpé au procès «Machine à expulser»

Déclaration ouverte au tribunal de Paris, 23 juin 2017 : « Ça ne va pas se passer …

Αφήστε μια απάντηση

Μετάβαση σε γραμμή εργαλείων